“Döngüde Bir Yusuf “için buluştular

19 Ocak günü eşim Saadet’le birlikte katıldığımız Adana Yaşam Sanat Derneği ile Yaşam Sanat Dergisi’nin düzenlediği etkinlikte, yeni yayınlanan “Döngüde Bir Yusuf” romanım bağlamında şiirden romana uzanan yazma yolculuğumu söyleştim. Bu yolculuğu besleyen yaşam öykümden kesitler paylaştım. Adanalı şair ve yazarların yanı sıra Akdeniz Sanat Oluşumu (ASO) dostlarının da katıldığı bu içtenlikli söyleşinin yazın yolculuğuma yeni bir renk, mutluluk kattığını söyleyebilirim.

Etkinliği düzenleyen ve onurlandıran gönül dostlarına, Egemen Gazetesi ile Gazeteci Murat Yıldız’a yürekten teşekkür ediyoruz.

—–
Egemen Gazetesi’nde Murat Yıldız tarafından yazılan yazı.

Adana Yaşam Sanat Derneği (AYSAD) ile Edebiyat ve Kültür Dergisi Yaşam Sanat’ın Söyleşi ve İmza Günü’nün konuğu şair, öykü ve roman yazarı Ali F. Bilir oldu. Bilir, “Döngüde Bir Yusuf” adlı romanını imzaladı.

O, İYİ İNSANLAR HALA ARAMIZDA
Etkinliğin açış konuşmasını yapan AYSAD Başkanı Mehmet Taşar, Yaşar Kemal’in “O iyi insanlar, o güzel atlara binip gittiler…” sözüyle konuşmasına başladı.
Tatar, yaşanılan toplumsal ve bireysel bütün olumsuzluklara rağmen iyi insanların hala aramızda olduğunu belirterek, “İşte onlardan biri de Ali F. Bilir” dedi.

68 KUŞAĞININ AYDINLIK YÜZÜ
“Döngüde Bir Yusuf” adlı romanda yörük kültürü ve 68 kuşağının aydınlık yüzünün de anlatıldığını kaydeden Taşar, “Döngüde bir Yusuf adlı roman, 68 kuşağının yaşadığı toplumsal olayları, büyüyen umut dalgasını da anlatan bir eserdir” diye konuştu.
Ali F. Bilir ise 1945 yılında Mersin’in Gülnar ilçesinde başlayan yaşam öyküsünden kesitler anlattı.

Henüz iki yaşındayken Gülnar ilçesinden Silifke ilçesine göç etiklerini anlatan Ali F. Bilir, şöyle devam etti:

“Çünkü köyümüzde okul yoktu. Okumu yazma bilmeyen bir anne ile okuma yazmayı askerde öğrenen bir baba, bizleri okutmak için birbirlerine söz vermişlerdi. Okulların açılma zamanı Silifke’ye geliyor, kapanınca da Gülnar’a gidiyorduk. Bir düşten uyanır gibi her yolculuk. Yüklü bir eşek ve üç gün süren bir yolculuk…. Ayak yalın ve üşüyordum ama mutluydum. Çünkü hiç bir çocuk mutsuz olmaz. Yazar Jorde Amado, “İnsanın ana yurdu çocukluğudur’ diyor. 1956 yılında Silifke’de ilkokulu bitirdim. Artık bir eşek değil, bir yük kamyonuyla Silifke-Gülnar arası yolculuğumuz başladı. Öykülerimi genelde Silifke’de yazdım. Annem, 1994 yılında sonsuzluğa uğurlandı. Göç türküsü adlı şiiri yazdım. Şiire hece ölçüsü ile başladım. Annemin anlattığı ağıtlar, Karacaoğlan şiirleri bunda etken olmuştu. 1956’da Mersin’e geldik. O zaman ki adı Mersin Lisesi, şimdiki adı ise Tevfik Sırrı Gül Lisesi. Ortaokul birinci sınıfta kompozisyon yarışmasında ödül almıştım. Mersin’e taşınmıştık ve kent yaşamı zordu. Baba köye gidip çalışıyor, anne temizliğe giderek geçindiriyordu bizi ve hep tek göz bir oda… Biz ise bu fedakarlığı o yıllarda doğal karşılıyorduk.”

ALİME ANA YILIN ANNESİ SEÇİLDİ
1970 yılında ise Ali F. Bilir’in fedakar annesi Alime Bilir Türk Kadınlar Birliği tarafından yılın annesi seçilmişti.

Parasız yatılı okul kazanan Ali F. Bilir’in yolu artık Adana’ya düşmüştü. Lise eğitimini Adana Erkek Lisesi’nde tamamlayan Bilir, “Gençliğimin ana yurdu Adana’dır. Bana kişiliğimi veren şehirdir Adana” dedi.

Adana’da geçen dönemi ise şöyle anlattı Ali F. Bilir:
“O dönemin öğretmenleri çok başkaydı. Hiç baskı yoktu. Öğrenciler kendini özgür hissediyordu. Ben de şiirde heceden serbest ölçüye geçtim. Ümit Yaşar Oğuzcan’ın haftalık Yelpaze Dergisi’nde ‘Sevgi ve Ötesi’ adlı bir şiirim yayınlanmıştı. Bu beni çok mutlu etmişti. Lise bittiğinde ailem doktor olmamı istiyordu. 1962’de tıp fakültesini kazandım. Bir arkadaşım, ‘Bu fakülteyi bırak. Çok uzun sürer’ demişti. Bir yıl sonra sınava girdim ve İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’ni kazandım. Oradan da mezun oldum. Nazım Hikmet şiirlerini okuduğumda kendi kendime, ‘Ben şiir yazamıyorum’ dedim ve heyecanla öyküye döndüm. Milliyet Sanat’a gittim ve bir öykü verdim. Bana bir hafta sonra gelmemi söylediler. Öyküm o an yayınlanmadı ama bir hafta sonra gittiğimde kesinlikle yazmaya devam etmem gerektiğini söylediler. 1967’de Milliyet Sanat’ta ‘Göçüyoruz’ adlı ilk öyküm yayımlandı. Eczacılık okurken şu an turizmci ve işadamı olan Besim Tibuk ile tanıştım. O, turistik bir otelde çalışıyordu. Bana, ‘Ben Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne gidiyorum. Yerime bakacak birini arıyorlar. Sen yapar mısın?” dedi. Ben de o otelde resepsiyon görevlisi oldum. Hem okudum, hem çalıştım. Sonra Vedat Günyol ve Mehmet Fuat ile tanıştım. İlk öykümden telif ücreti almıştım. Hiç unutmuyorum bir ayakkabı almıştım o parayla. Yaşam rastlantı ve yolculuklarla gider. Benim otelde çalıştığım dönemde dünya devrime gidiyordu. Küba devrimi olmuş, Fransa’da gençlik hareketi başlamıştı. Ben de yurt dışına gitmeye karar verdim. Otostopla Bulgaristan, Yugoslavya, Fransa ve İngiltere’ye gittim. Londra’da lokantada çalıştım. Diğer ülkelerde sebze-meyve topladım. Dünyaya bakışım 180 derece değişti. 68 hareketi başladığında ise önder Deniz Gezmiş ile birlikte eylemlere katıldık. 1969’da kanlı pazarı yaşadık, ölümden döndük. Özgürlük anlayışımı perçinleyen bir eylemdi. 1969 yılında okulu bitirdim ve Rize’nin Fındıklı ilçesinde eczane açtım. Askerlik sonrasında yurt dışına gidecektim. Samsun’da yedek subay eğitimi sırasında eğitim enstitüsü son sınıf öğrencisi eşim Saadet ile tanıştım. 1972 yılından 2008’e kadar Gülnar’da eczacılık yaptım. Ali Püsküllüoğlu ile tanıştım. Yazmaya ara vermiştim. Tekrar yazmamda etkisi oldu. Abdülkadir Bulut yeniden şiire yönelmemde etkili oldu. Yurt dışında iki şiir kitabımın çevirisi yayınlandı. Her kitap; yazarın ve şairin çocuğudur. Şu an 12 çocuğum oldu. Döngüde Bir Yusuf, 68 kuşağının içindeki umutlardır. Umudu hiç yitirmedim. İnsan umudu yakalayabilmek için yazıyor. Ben hayata teşekkür ediyorum.”

——

Bu yazı 20 Ocak 2019 Pazar günü Egemen Gazete’de yayımlanmıştır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir